Siyasi Forum

Türkiye'nin Tarafsız Siyasi Forumu - www.siyasiforum.net
Zaman: 09.01.2009 - 18:31

Tüm zamanlar UTC




Yeni baÅŸlık gönder BaÅŸlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj BaÅŸlığı: TÜRKLERİN BİLİMİN GELİŞMESİNE KATKILARI
MesajGönderilme zamanı: 20.08.2008 - 17:13 
Çevrimdışı
Banlanmış Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12.08.2008 - 16:07
Mesajlar: 626
Konum: ADANA

Türklerin Müslümanlığa hizmetleri sadece siyasî ve askerî alanla sınırlı kalmamıştır. Devlet idaresi ve askerî yapılanmada bütün İslâm dünyasını etkileyen Türkler, İslâm medeniyetinin gelişmesinde de büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Bilim, sanat ve edebiyat alanında İslâm rönesansı, Türklerin katkıları ve sağladıkları huzur ve emniyet sayesinde gerçekleşmiştir.

İslâm dininin ve medeniyetinin, evrensel hâle gelmesi Türkler sayesinde mümkün olmuştur. Meselâ, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'ta kurulan Nizamiye Medreseleri (1066), öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreseler İslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. Halbuki Samanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspet ilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelere öncülük etmiştir.

Abbasiler zamanında başlayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler ve felsefe akımlarının çevirileri, Türk hâkimiyeti devresinde zirveye ulaşmıştı.

İslam Medeniyetinin Öncüleri: Türkler

Türklerin İslam davasına sahip çıkmasıyla İslâm medeniyetinde büyük gelişmeler olmuştur. Batıda unutulmuş olan Yunan ve Helen medeniyeti, Haçlı Seferleri sayesinde İslâm medeniyeti ile birlikte tekrar Avrupa'ya taşınmıştır. İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginler bütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca bilime rehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi, Birunî ve İbni Sina'dır.

Oğuzların Karaçuk (Farab) şehrinde doğan Farabi (870-950), matematik, fizik, astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmıştır. Ancak onu asıl önemli kılan Helen felsefesinin akılcı, mantığa dayalı yönüyle İslâm düşüncesini kaynaştırdığı felsefe alanındaki çalışmaları olmuştur. Aristo'nun düşüncelerini en iyi açıklayan kişi olduğundan "Muallim-i Sâni" (İkinci öğretmen) adıyla anılmıştır. Eserlerinin çoğu Latinceye çevrilmiş ve batıda "Al-Farabıus" adıyla ün yapmıştır. İhsâ'ül-Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez sınıflandıran Farabi aynı zamanda Öklit geometrisini de açıklamıştır.

Farabî'nin düşüncelerinden etkilenen İbni Sînâ (980-1037), çeşitli konularda 220 civarında eser vermiş diğer ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa'da "Avicenna" adıyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle uğraşan İbni Sina asıl ününü tıp alanında kazanmıştır. "El-Kanun fi't-Tıb" adlı eseri Latinceye çevrilmiş ve yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuştur.




Bilimin Öncüsü Olan Diğer Türklerden Birkaç Örnek...

Birûnî (973 -1051), Harzemşahların sarayında yetişti ve Gazneli Mahmud'un himayesine girdi. Matematik, geometri, tıp ve coğrafya gibi alanlarda 113'ten fazla eser veren Birûnî'nin asıl başarısı astronomi dalındadır. Yıldızların yüksekliğini, açılarını ölçen hassas aletler geliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15 kilometrelik yanılmayla 6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı astronomi kitabı, dünyanın ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.

Farabî ve İbni Sina'nın açtığı yoldan birçok Türk âlim ilerlemiştir. Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun öncülerinden Gazali, İbni Rüşd, Fahreddin Razi, geometride Abdurrezzak Türkî, trigonometrinin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir. Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat'ta birer rasathane kurdurdu. Dönemin Bilim adamları, Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i Melikşâh adlarıyla anılan bir takvim hazırladılar. Sanat ve mimarlık alanlarında da Türk-İslâm Medeniyeti zamanında büyük gelişmeler görülmektedir. Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak gelişen mimarlığın en önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray, imaret, darüşşifa (hastane) vb.dir. İlk Türk-İslâm mimarî örneği, Tolunoğlu Ahmed tarafından Kahire'de yaptırılan Tuluniye Camisi'dir ve bugün dahi varlığını korumaktadır.

Türkler tarafından geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri, Orta Asya yaşantısı ve çadır kültürünün, İslâm mimarîsine yansıtıldığı yeni bir mimarî üslûbu getirmiştir. Özellikle tekke, kümbet, cami ve medrese gibi yapılarda, Türk mimarî üslûbunun eşsiz örnekleri görülür. Yazı, cilt, çini, minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve maden işçiliği vb. alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. Türkler heykel ve kabartma sanatlarında da başarılı örnekler vermişlerdir. Örneğin birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış, Sultan Tuğrul bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur. Müzik alanında da Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî müzik üzerine iki eser yazmış ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir.

Eserinde ses ve müziğin fizik temellerini inceleyerek, ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando), Osmanlı askerî mehterine örnek olmuştur. Ayrıca bazı tarikatlerin yaptıkları dinî müzik ve rakslar, Türk tasavvuf musikisinin ve semahların özünü oluşturmuştur.

Türkler sadece din ilimlerinde değil, diğer ilim dallarında, teknikte ve müsbet ilimlerde de büyük ilerlemeler göstermiş, dünyaca ünlü bilim adamları yetiştirmiştir.

İslam Medeniyetinin Oluşması

Büyük bir Türk bilgini olan İbni Sina'nın tıp alanında yazdığı kitaplar Avrupa'da yüzyıllarca okutulmuş, yine bir Türk bilgini olan Ebû Bekir Razi'nin eserleri bilim dünyasına ışık tutmuştur. Tıp, fizik, kimya, matematik ve astronomi ilimlerine önemli katkılarda bulunan, birçok bilim dalının temellerini atarak dünyaya öncülük eden çok sayıda Türk bilgini yetişmiştir. İslâm dünyasının her tarafını süsleyen, bugün bile çoğu ayakta duran sanat eserlerinin çoğu Türk mimarları tarafından yapılmıştır. İslâm dünyasında Sinan gibi bir mimar, Selimiye Camii gibi başka bir şaheser görmek mümkün değildir.

İslâm tarihine baktığımız zaman açıkça görürüz ki, Müslümanlığın ilk devirlerinden sonra Müslümanlığa büyük hizmetlerde bulunarak Allah'ın rızası yönünde hareket eden millet, Türk Milleti olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de, İslâm'a hizmet eden hayırlı milletler şöyle müjdelenmiştir:

"Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır; onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir."
(Maide Suresi, 54)

Bu ayetle, İslâm'a en önemli hizmetleri gerçekleştiren Türk Milleti de müjdelenmiştir.

Peygamber Efendimiz de şu müjdeyi vermiştir:

"İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir."



İstanbul'un fethedilmesi, büyük Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet ile onun kahraman askerine nasip olmuş ve böylece Milletimiz Peygamberimizin övgüsüne hak kazanmıştır.

Müslümanlığı Kabul

Savaşlar ve göçler sonucunda dünyaya yayılan Türkler, pek çok farklı kültür ve inanca sahip halk ile tanışmıştır. Ancak, Türkler asıl kimliğini Müslümanlık ile bulmuş ve asırlar boyunca Müslümanlığın koruyuculuğunu ve bayraktarlığını yapmıştır.

Orta Asya'dan, güneye ve batıya doğru göç eden Türk boylarından bir kısmı İran'a yakın bölgelere, bir kısmı da İran'da Sasani İmparatorluğu engeli ile karşılaşınca Hindistan'a doğru yönelmişlerdir.

Sasani İmparatorluğu, Türkler ve Müslümanlar arasında bir engeldi. Bu engel Arap ordularının Yermuk (634), Kadisiye (635) ve Nihavend (641) savaşlarının ardından İran'ı ele geçirmeleriyle ortadan kalkmıştır. Zaten bu civarda yerleşik bulunan Türkler, Araplar ile önceleri savaş halinde bulunmuş olsalar bile, Talas savaşında (751) Araplar ile birlikte Çinlilere karşı savaşmışlardır. Savaş sonrasında Çin'in Orta Asya'dan çekilmesiyle bölgeye Araplar hâkim olmuşlardır. Bu tarihten itibaren de Türkler Müslümanlığı tanımaya başlamışlardır. Bu yakınlaşmaların sonucunda gelişen siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler Türkler arasında Müslümanlığın yayılmasını iyice hızlandırmıştır. Maveraünnehir'in Buhara, Semerkant, Fergana ve Curcan gibi büyük Türk şehirleri, İslâm kültür ve uygarlığının önemli merkezleri haline gelmeye başlamıştır. O zamana kadar sadece askeri alandaki üstünlükleriyle nam salmış olan Türkler, artık Müslümanlığa katkı sağlayacak duruma gelmişlerdir.

Türklerin Araplar ile yakınlaşması sonucunda Maveraünnehir bölgesindeki Türkler hızla Müslümanlığı kabul ediyorlardı. İtil Bulgarlarının hükümdarı Almış, Bağdat Abbasi Halifesin'den din adamı ve askerlik teknolojisi bilen insanlar (kale yapımı için) istemişti. Onuncu asrın başlarında onlara bir Müslüman heyeti geldi. O sırada Hazar Hanları Museviliği, Uygurlar mani dinini, Doğu Avrupa'ya giden Türkler ise Hırıstiyanlığı kabul etmişlerdi. İtil (Volga) Bulgar Milleti ilk Müslüman Türk Milleti oldu. Cuma hutbelerinde "Allah'ım, Bulgar il-teberini (hükümdar) doğru yola götür" deniyordu. Hükümdar, babası Müslüman olmadığı için onun adını anmak istemedi, onun yerine Abdullah adını kullandı. Bulgar Türkleri o sırada eski örf ve adetlerini, bazıları İslâm'a uymasa da, devam ettiriyorlardı. Müslümanlığın şartlarını yerine getirme konusunda çok ciddi idiler. Bunlar aynı zamanda Müslüman olmayan komşu Türk ülkelerine karşı gaza yapıyorlardı. Nitekim Başkurt Türkleri o sırada Hıristiyan olacakken Bulgarlar bunu engellemişlerdir.

Maveraünnehir bölgesinde Müslüman Türk nüfusu gitgide artıyordu; bazı şehirleri, mesela Farab'ın, nüfusu çoğunlukla Müslüman olmuştu. Buralarda yaşayan Türkler mal ve paralarının çoğunu gazaya ve cihada ayırıyor, "putperest" dedikleri soydaşlarını Müslüman etmek üzere onların ülkelerine akın eden gazileri besliyorlardı. Aynı dönemde göçebe Karluk ve Oğuz boylarının kitleler halinde Müslüman oldukları görülüyordu. Müslüman nüfusun arttığı Türk şehirlerinde İslâm medeniyeti de ilk büyük meyvelerini vermeye başlamıştı; buralarda büyük alimler ve zahidler yetişiyordu.

Türklerin Müslümanlığa girmeleri uzun zaman içinde ve yavaş yavaş devam etmiş, X. yüzyılda ise çok büyük hız kazanmıştır.

Araplar Maveraünnehr'e geldikleri zaman Türklerin yüksek ahlâki meziyetlere, büyük bir idarecilik ve askerlik yeteneğine sahip olduklarını görmüşlerdi. Türklerin şöhreti uzak İslâm diyarlarına kadar yayılıyor, herkes Türklerden bahsediyordu. Müslümanlar arasında, Türkler Müslümanlığa girdikleri takdirde artık hiçbir gücün İslâm'a karşı çıkamayacağı inancı doğmuştu. Pek çok kişi de vaktiyle Hazreti Muhammed'in Türklerle ilgili övgülü ve müjdeli sözler söylediğini rivayet ediyordu.

Arap edebiyatçıları ve tarihçileri de Türkler hakkında övgü dolu şeyler yazmışlardır. Bunlardan biri olan Cahiz, 'Türklerin Faziletleri' adlı kitabında şöyle diyor:

"Savaş sanatı Türk'e bilgi, tecrübe, siyaset ve sâir yüksek vasıflar kazandırmıştır. Türk daima sözünde durur ve hile bilmez. Türk Hakanı hileyi sadece savaşta da olsa yapmak zorunda kaldığını üzülerek belirtir ve iki yüzlü olanları daima en kötü insan sayar... Arap ordularını Türkler kadar titreten başka bir Millet yoktur. Türkler daima soylarıyla iftihar ederler, vatanlarına ve dillerine çok bağlıdırlar. Düşmanları esir alınca onlara iyilik ve ikram eder, alicenablık gösterirler."

IX. Yüzyılın ortalarında artık Abbasi ordularında çok sayıda Türk vardı. Abbasiler birçok Türk'ü İslâm-Bizans sınırına yerleştirerek, onları Hıristiyanlara karşı İslâm dünyasının sınır bekçileri yaptılar. Böylece Türkler, Selçuklu akınından çok önceleri Anadolu'ya gelmiş ve oralarda yerleşmiş oluyorlardı. Battal Gazi Destanı işte bu sınır gazisi akıncı Türkler devrinden kalma bir destandır.

Türklerin İslâm dinini oldukça kısa sürede kabul ettikleri kesindir. Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişler; Buna rağmen Müslümanlık dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini son hak din olduğu için ve emrettiği güzel ahlak da Türk'ün millî yapısına en uygun yapı olduğu için, Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

"Türk dilini öğreniniz, çünkü Türklerin çok zaman sürecek bir hâkimiyetleri vardır."
[i]Kaşgarlı Mahmud[/i


Kaynak: http://www.cavityalcin.com/dunya_siyaseti_11.html

_________________
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!''


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj BaÅŸlığı: Re: TÜRKLERİN BİLİMİN GELİŞMESİNE KATKILARI
MesajGönderilme zamanı: 21.08.2008 - 00:50 
Çevrimdışı
Normal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16.08.2008 - 16:07
Mesajlar: 67
bir tarih bu kadar saptırılır. tebrik ediyorum.

_________________
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj BaÅŸlığı: Re: TÜRKLERİN BİLİMİN GELİŞMESİNE KATKILARI
MesajGönderilme zamanı: 21.08.2008 - 16:52 
Çevrimdışı
Banlanmış Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12.08.2008 - 16:07
Mesajlar: 626
Konum: ADANA
mhertalian yazdı:
bir tarih bu kadar saptırılır. tebrik ediyorum.




Saptırılan ne var arkadaşım? Açıkla da biz de öğrenelim...Senin İbn-i Sina dan Farabi den Gazaliden falan haberin yok sanırım ya da kaynağa saplanıp kaldın..

_________________
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!''


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni baÅŸlık gönder BaÅŸlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
GeçiÅŸ yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEO