Siyasi Forum

Türkiye'nin Tarafsız Siyasi Forumu - www.siyasiforum.net
Zaman: 09.01.2009 - 18:51

Tüm zamanlar UTC




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 77 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 19.08.2008 - 12:17 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29.07.2008 - 20:40
Mesajlar: 355
Konum: KaYsErİ

DENİZ GEZMİŞ şehittir.. Nasıl mı.. bu gün eroinden ölenler TÜRK BAYRAĞINA SARILIYOR... BU gün dolandırıcılar soyguncular büyük adam dı diyerek BAYRAĞA sarılıyor onlara göre DENİZ GEZMİŞ hayli hayli şehit ama asla bir TÜRK ASKERİ gii şehit değil- gerçi onu ALLAH bilir belki de bizim şehit dedğimiz kişilerde değildir ALLAH katında...

Ama bir YOL bir HEDEF için HERKES CANINI VERMEZ....

_________________
<<<<<HAN-CI>>>>>
NE MUTLU Kİ BANA BEN TÜRK'ÜM ve ŞÜKÜRLER OLSUN MÜSLÜMAN'IM


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 29.08.2008 - 13:33 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.08.2008 - 16:27
Mesajlar: 112
kızıldere unutulmaz

_________________
SINIFA KARŞI SINIF, DÜZENE KARŞI DEVRİM, KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM, TEK YOLDEVRİM


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re:
MesajGönderilme zamanı: 29.08.2008 - 16:36 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
DeniZ yazdı:
bu vatan için, devrim yoLunda şehit oLmuş herkes gönüL bahçemizin baş köşesindedir.

Şehit kim? Dinsizi şehit yapıp şehitleri mezarda rahatsız etmeyin. Allah'sızlık kştapsızlık yapanlara şehit demeyin. O ve yanındakiler hak ettikleri gibi öldüler. Denizle dağda kurşun sıkanın farkı yoktur.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re:
MesajGönderilme zamanı: 29.08.2008 - 16:37 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Alıntı:
Ata'mızın Bursa Nutku!;

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Bursa nutkunu sizin gibiler yaptıklarını örtmek için uydurdu. Her türlü kanıtlarım.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 30.08.2008 - 23:51 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.06.2008 - 08:51
Mesajlar: 170
deniz ülkesi için öldü.ülkesinin güzel günlerini görmek uğruna can verdi.dağdaki şerefsizlerle bir tutulması söz konusu bile olamaz.


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 31.08.2008 - 00:39 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Her ülkesi için ölene şehit denmez. Şehit Allah uğrunda savaşan bir devlet için ölen askere deir. Bu illaki devlet olması gerekmez.

Size göre Almanya için ölende şehit. Biraz araştırıp yazın. O ancak Ateizmin şehiti olabilir. İslam kurallarına göre şehit değildir. Ki vatanı için değil düşüdükleri için ölmüştür.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Re:
MesajGönderilme zamanı: 31.08.2008 - 16:38 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.07.2008 - 13:17
Mesajlar: 179
Alp Tegin yazdı:
DeniZ yazdı:
bu vatan için, devrim yoLunda şehit oLmuş herkes gönüL bahçemizin baş köşesindedir.

Şehit kim? Dinsizi şehit yapıp şehitleri mezarda rahatsız etmeyin. Allah'sızlık kştapsızlık yapanlara şehit demeyin. O ve yanındakiler hak ettikleri gibi öldüler. Denizle dağda kurşun sıkanın farkı yoktur.


güzeL kardeşim bu tip ithamLarda buLunmak için gerektiği kadar biLgiye sahip değiLsin. heyecanına, gençLiğine veriyorum bu mesajLarı. cahiL değiLsin ama tecrübesizsin. deniz gezmiş ve arkadaşLarının imansız oLduğunu kim söyLedi sana ?

para iLe imanın kimde oLduğu beLLi oLmaz !

_________________
asLoLan hayattır,
hayat da BEŞİKTAŞ !..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 31.08.2008 - 16:38 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Söyle bakayım dinni ni gösteren bir şey var mı dar ağacına giderken dini merasim iste mi imamı istedi mi dua yapmak için.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 31.08.2008 - 16:42 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.07.2008 - 13:17
Mesajlar: 179
vaLLa dostum ben sana bişey söyLiyim. kuran okumayı da biLirim, ibadet de ederim, kuran da okurum. ancak o an deniz gezmiş'in yerinde bende oLsam imam, dua istemezdim.

"böyLe bir devLetin ( abd emrinde ) parasıyLa geçinen imam mı kurtarak beni cehennemden" der yoLuma giderim.

bugün aynı şey benim başıma geLse bende tereddütsüz aynı şeyi yaparım !

bununLa adamı dinsiz imansız diyemezsin ! dersen ve eğer o adam dini, imanı oLan biriyse dinden imandan çıkan sen oLursun. biLmiyorsan, bir biLene sorabiLirsin.

_________________
asLoLan hayattır,
hayat da BEŞİKTAŞ !..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 01.09.2008 - 15:41 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Arkadaşım bu bahanedir. Yaşasın Marksizim diyen birinden dini bekleyemezsin ve eğer o kişi dinsizse sen o kişiye imanlı der ve şehid ilan edersen o kadar şehide ayıp edersin. İmanlı birisin Darağacındasın son sözün kelime-i şahadet mi olur Yaşasın Marksizim mi olur?

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 01.09.2008 - 15:59 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.06.2008 - 08:51
Mesajlar: 170
o kadar sığ düşünüyosunuz ki!deniz gezmiş eceliyle ölmedi.savunduğu fikirler baştakilerin işine gelmediği için öldürüldü.fikirleri yüzünden ölüme giderken elbette onu fiziken susturanlara karşı son sözlerini söyliyecekti!!


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 01.09.2008 - 17:45 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
O da ecel :D . Neyse uzatmaya gerek yok. Bir tartışma çok uzuyorsa bir yerde birileri kesmeli.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 01.09.2008 - 18:02 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Alın size şehid kime denir öğreninde daha fazla yanlışa gitmeyin.

Günümüzde en çok kullanılan kelimelerden birisinin şehid, diğerinin de şehadet olduğunu söyleyebiliriz. Tâgûtî güçler; birbirleriyle olan silahlı mücadelelerinde, kaybettikleri askerlerine şehid ünvanını vermektedirler. Maalesef günümüzde, İslâm'a düşmanlıklarıyla ma'ruf olan ideolojiler, şehid kavramını yozlaştırabilmek için ellerinden gelen gayreti sarfetmişlerdir. Mahiyeti küfür olan ideolojilere itikad eden k, kendi ölülerine başka isim veremedikleri için değil, İslâm'ı istismar ederek iktidarlarını sürdürmek için bu yolu seçmektedirler. Halkının önemli bir bölümü müslüman olan ülkelerde; tâgûtî iktidarların zulmü bütün şiddetiyle gündemdedir ve sloganlarını yalan üzerine kurmuşlardır. Yazar Joseph Conrad, Under Western Eyes (Batının Gözleri Önünde) isimli romanında, ihtilâl öncesi Rusya'yı anlatırken, "kelimeler; hakikatin en büyük düşmanlarıdır" demekte ve şunları ilâve etmektedir: "İnsanlar, bu kelimeleri tekrarlayıp duran birer güzel papağan gibidir." Tâgûtî iktidarların İslâm topraklarında gerçekleştirdikleri fesad, bundan farklı değildir.

Şimdi şehid ve şehadet kavramlarını açıklamaya gayret edelim. Şehid kelimesi Arapça olup (Ş-H-D) kökünden türetilmiştir. Hem fâil, hem mef'ûl olarak kullanılır. Lûgatta; hazır oldu, huzurda bulundu, şehadette bulundu veya müşahede etti, gibi mânâlara gelir. Bir hadiseyi görmek, bir şeye ulaşmak veya beş duyu organı vasıtasıyla kesin bilgi sahibi olmak, bu fiilin anlamı içerisindedir.

Molla Hüsrev: "Müslüman, temiz ve baliğ olup zulmen öldürülen kimseye şehid denilir." tarifini esas almıştır. Alaûddin el-Haskafi, şehid kelimesini tahlil ederken: "şehid, feil vezninde olup, mef'ûl mânâsınadır. Çünkü cennetlik olduğuna şahidlik edilmiştir. Yahud fail mânâsınadır. Zira şehid Rabbi katında diridir. Binaenaleyh kendisi şahiddir."3 hükmünü zikretmektedir. İmam-ı Merginanî, farklı bir tarif getirmiştir: "Şehid, müşriklerin katlettiği veya harp meydanında vurulduğuna dair kendisinde bir eser bulunan veya müslümanların zulmen katlettiği kimsedir. Resûl-i Ekrem (sav); "Siz onları yaralarıyla, kanlarıyla tekfin edin, yıkamayın."

buyurmuştur. Tariflere dikkat edilirse, İslâm topraklarının şehidlerle dolup taştığı rahatça görülebilir. Son birkaç asırdır; bir taraftan emperyalist kâfirler, diğer taraftan zulme ve şirke dayanan iktidarlar, mü'min kanı akıtmaktadırlar. Batı'nın "Orta Doğu Bunalımı" diye nitelendirdiği hâdise, gerçekte bir müslüman katliamıdır.

Şehid; ALLAHû Teâla (cc)'nın rızası için savaşan ve İslâm'ın temel hedeflerini gerçekleştirmek için hayatını feda eden mükelleftir. Cihad ibadetini ihlasla edâ eden her mükellefin hedefi, şehid olmaktır. Zira Kur'ân-ı Kerîm'de: "ALLAH yolunda öldürülenleri sakın `ölüler' sanmayın. Bilakis onlar Rablerinin katında diridirler. (Öyle ki ALLAH'ın) Lütfû inayetiyle kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de şâd olarak (cennet ni'metleriyle) rızıklanırlar. Arkalarından henüz kendilerine katılmayanlar (şehid olmayanlar) hakkında: `Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar da mahzûn olacak değildirler diye müjde vermek isterler." hükmü beyan buyurulmuştur. İhlâsla ahiret gününe inânan her mükellefin arzûsu, "şehadet makamına" ulaşmaktır. Yine bir başka âyet-i kerime'de "ALLAH yolunda öldürülmüş olanlar için `ölüler' demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlayamazsınız." buyurulmuştur. İslâm'ın hayata hâkim olması için ihlâsla cihad eden ve bu uğurda şehid olanların, cennet ehli olduğu kat'i nasslarla sabittir.


Tâgûti güçlerin emrinde savaşan kimseler; velev ki müslüman dahi olsalar, asla şehid olamaz. Zira şehadet mertebesi; ALLAHû Teâla (cc)'nın kendi rızası için ve meşrû şartlarda savaşanlara ihsan buyurduğu bir ni'mettir. Şimdi şehid kavramıyla birlikte ele alınması gereken ve aynı kökten gelen şehadet kelimesi üzerinde duralım. Günlük hayatımızda, beş duyu organımız vasıtasıyla kavradığımız ve şahid olduğumuz birçok olay vardır. Bazı olaylar toplum hayatını derinden sarsar. Bazen iki kişi arasında cereyan eder. İnsanların haklarını ve hürriyetlerini muhafaza etmek, İslâm dininin temel hedeflerindendir. Haklar ve hürriyetler ihtilâf konusu haline gelince, mahkeme hadisesi gündeme girer.
Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. ALLAH için hakkı ayakta tutan (hâkimler, insan)lar, adaletle şahidlik eden (kimse)ler olun." Emri verilmiştir. Şehadet; başkasına ait bir hakkı, kat'i bilgiye dayanarak, kazâ'nın (yargının) sıhhati için ihbar etmektir. Zannetmek veya tahmin etmek şehadet değildir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Eğer güneş gibi gördüysen şehadet et!.. Aksi takdirde yapma."(8 emrini vermiştir. Fûkaha; " Şehadet, iyice görüp anlama mânâsına gelen müşahede'den türemiştir. Ferd için şüphesiz ve yakinî bilgidir." [9] diyerek, bu inceliğe dikkati çekmiştir. Şehadet; Kur'ân-ı Kerîm, sünnet ve icma ile sabit olan, kaza (mahkeme) işlerinde delil kabul edilen bir ameldir. Resûl-i Ekrem (sav) kendisine bir dava intikal edince, şahid getirmelerini talep etmiştir. [10] Kadı (hakim) hüküm verirken; şahidlerin beyanına ve diğer delilleri dikkate almak mecburiyetindedir.

Hanefi fûkahası: "Bir kimsenin, diğer bir şahısta bulunan hakkını almak için, belirli lâfızlarla ve hâkim (kadı) huzurunda vâki olan doğru ihbara şehadet denilir." [11] tarifini benimsemiştir. Böyle bir ihbarda bulunan kimseye Şâhid denir. Lehinde şehadet edilen kimseye meşhûdün leh, aleyhinde şehadet edilen şahsa meşhûdün aleyh ve şehadet edilen hususa da meşhûdünbih denilir. [12] Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Şâhidlere ikramda bulununuz ve hürmet ediniz. Çünkü ALLAHû Teâla (cc) onlar vasıtasıyla hakları korur." [13] buyurduğu bilinmektedir. İnsanların hakları ve hukuklarıyla ilgili konularda şahidlikten imtina etmek, büyük bir cürümdür. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Şahidler çağrıldıklarında (şahidlik etmekten) kaçınmasınlar." [14] emri verilmiştir. Müşahede ettiğini ikrar etmeyen, insanların haklarını ve hürriyetlerini korumayan (adâletin tahakkukuna engel olan) her mükellef, fısk-û fücûrun yayılmasına vesile olur. Elbette bu durum; ALLAHû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlerle amel eden mahkemelerle ilgilidir. İnsanların hevâ ve heveslerinden kaynaklananan kanunlarla hükmeden mahkemeler, İslâmî bir özellik taşımaz.

Kur'ânı-ı Kerîm'de; her mükellefin ferdî ve ictimâı planda şâhid olabileceği hadiselerden de bahsedilirken Şehide fiili kullanılmıştır. Mesela: "(O sayılı günler) ramazan ayıdır ki, insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırdedip açıklayıcı olarak Kur'ân o ayda (levh-i mahfuzdan semâ-i dünyaya) indirilmiştir. İçinizden kim o aya şahid olursa (Şehide) oruç tutsun..." [15] Ramazan ayına şâhid olmak; şehide fiilinin masdarı olan bir kelime ile ifade olunmuştur. Dolayısıyla o ayda, bilfül hazır olmak mânâsınadır. Yine birçok âyette geçen âlimu' l-gaybi ve'ş-şehadeti ibaresindeki şehadet âlemi; insanların duyularıyla kavradığı ve hazır olduğu âlemdir.

İnsanların şehadeti, değişik alanlarda da gündeme girebilir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır. İnsanlara karşı hakikatin şahidleri olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahid olsun diye..." [16] hükmü beyan buyurulmuştur. Bu âyette geçen ümmeten vasata (vasat ümmet) tâbirinin; âdil ümmet mânâsına geldiğini, bizzat Resûl-i Ekrem (sav) haber vermiştir [17]. İmam-ı Şafii (rha) adalet mefhumunu izah ederken: "adâletten murad; ALLAHû Teâla (cc)'nın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır" diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Dikkat edilirse müslümanlar; insanlara karşı hakikatin şahidleridir. Resûl-i Ekrem (sav)'de, müslümanların üzerine tam bir şâhiddir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede: "Ey Peygamber!.. Biz seni hakikaten bir şahid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik." [19] buyurulmuştur. ALLAHû Teâla (cc) bütün peygamberlerden ve onların ümmetlerinden misak aldığı, onları birbirlerine şahit tuttuğu kat'i nasslarla sabittir. Esasen daha ruhlar âleminde iken şehadet hadisesi gündeme girmiştir.

Bu şahitlik hadisesi Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde haber verilmektedir: "Hatırla ki Rabbin, Âdem oğullarının sulbünden zürriyetlerini çıkarıp, kendilerini nefislerine şahid tutmuş (ve) `Ben sizin Rabbiniz değil miyim?'(demişti) Onlar da: `Evet, Rabbimizsin, şahid olduk' demişlerdi. (İşte bu şahidlendirme) kıyamet günü: `Bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz içindir. Yahud, `daha evvel atalarımız şirk koşmuştu. Biz de onların ardından gelen (atalarımızın izinden ayrılmayan) bir nesiliz. Şimdi o bâtılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helâk edecek misin?' dememeniz içindir?" [20]

Ruhlar âleminde gerçekleşen misak olayında iki unsur vardır. Birincisi: ALLAHû Teâla (cc)'nın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" şeklindeki ikrarı ve teklifi. İkincisi: "İnsanların kendi nefislerine şahid tutulup "Evet, Rabbimizsin!.. Şahid olduk" şeklindeki tasdikidir. Molla Hüsrev: "Bu hâdisede icap ve kabul teşekkül etmiştir. Bunun tabiî sonucu olarak insanların yerine getirmesi gereken vazifeler çıkmıştır. Buna emânet denilir." [21] hükmünü zikretmektedir. Dikkat edilirse; şâhid olma (şehadet) hadisesi ruhlar âleminde başlamıştır. Yeryüzünde mü'minlerin hakikatin şâhidleri olması ve Peygamber Efendimiz (sav)'in şâhidliği, derin temellere dayanmaktadır. Bütün bu unsurlar dikkate alındığı zaman; şehid ve şehadet kavramı daha net olarak kavranabilir.

KAYNAKLAR
(1) Geniş bilgi için bkz. Râğıb el-Isfahanî, el-Müfredat, İst.1986, sh.192-294.
(2) Molla Hüsrev, Düreri'l Hükkâm fi Şerhi'l Gureri'I Ahkâm, İst.1307, c. I, sh.168 ("Şehid" bâbı).
(3) İbn-i Abidin, Reddü'I Muhtar AIe'd Dürri'l Muhtar, İst.1983, c. III, sh. 513.
(4) İmam-ı Merginanî, el-Hidaye Şerhû Bidayetü'I Mübtedi, Kahire 1965, c. I, sh. 94 ("Şehid" bâbının girişi).
(5) ÂI-i İmrân sûresi: 169-170.
(6) Bakara sûresi:154.
(7) Maide sûresi: 8.
(8 İbn-i Hümam, Fethû'I Kadir, Beyrut:1316, c. VI, sh.17.
(9) Molla Hüsrev, a.g.e., c. III, sh. 371.
(10) Sahih-i Buharî, İst. 1401, Çağrı Yay. c. III, sh. 76. Ayrıca, Şeyh Nizamüddin ve bir heyet, Feteva-ı Hindiyye, Beyrut:1400, c. III, sh. 450.
(11) İmam-ı Kasanî, el-Bedaiû's-Senai Beyrut, 1974, c. VI, sh. 266, Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve bir heyet, el-Feteva-ı Hindiyye, Beyrut:1400, e. III, sh. 540.
(12) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet, a.g.e., c. III, sh. 450.
(13) İmam-ı Serahsî, el-Mehsut, Beyrut, ty. c. XVI, sh.87.
(14) Bakara sûresi: 282.
(15) Bakara sûresi: 185.
(16) Bakara sûresi:143.
(17) İbn-i Kesir, Tefsirû'l Kur'ân'il Aziym, Beyrut 1969, c. I, sh. 191, Ayrıca İmam-ı Kurtubi, el-Camü li Ahkâmi'l Kur'ân, c. II, sh.156.
(18) İmam-ı Şafii, er-Risale, Kahire: 1979 (2. bsm.), sh. 25 Madde: 71.
(19) Ahzab sûresi: 45.
(20) A'râf sûresi:172-173.
(21) Molla Hüsrev, Mir'at el-Usûl fi Şerhi Mirkat elVüsûl, İst.1307-8, c. I, sh. 591.shf 299

alıntı

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 01.09.2008 - 23:15 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.06.2008 - 08:51
Mesajlar: 170
bırak şu akıl verme havalarını.DENİZ GEZMİŞ ve diğerleri DEVRİM ŞEHİDİDİR!!boşu boşuna uzatıyosunuz.senin de çıkıp bunu kabul edip etmemen bi önem taşımıyo.bu gerçek değişmicek


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 30 Mart 1972 Kızıldere (On 'lar O Kerpiç Evde)
MesajGönderilme zamanı: 02.09.2008 - 13:21 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28.08.2008 - 16:39
Mesajlar: 320
Sen bırak asıl bu inatçılığı Allah yolunda ölmeyene şehid denmez. Ama hala şehid diyorsun çünkü bu tabirin bile içini boşaltmaya çalışıyorsunuz.

_________________
Yalnızlar Rıhtımında...


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 77 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEO